Bakanlık 2013 Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçti

0
330
Bakanlık 2013 Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçti

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülerek kabul edildi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, görüşmeler sırasında komisyon üyesi milletvekillerinin sorularını cevaplandırdı.

Hayvan sayımız artıyor

Coğrafyamızın bize tarihsel olarak belirlediği iki ürün var. Bunlar buğday ve koyun. Ama geçmiş dönemde avantajlı bulunduğumuz koyun ve keçi yetiştiriciliğini ihmal edip sığırcılığa yönelmişiz. Bu tarihsel yaklaşım bizimle başlamadı. Biz de bu durumu iyileştirebilmek ve hayvancılığın daha verimli hale getirmek için projeler geliştirdik. Göreve geldiğimiz sırada 9 milyon 800 bin olan büyükbaş hayvan sayısını 12 milyon 500 bine çıkardık. Yüzde 25’in üzerinde bir artış sağladık. Ayrıca bunlar kültür ırkı.

Tarihe baktığımız zaman Türkiye’de yetişmiş üstün verimli sığır ırkları yok. Bu sebeple yurt dışından çeşitli dönemlerde hayvan ithalatı yapılmış. Türkiye 1925 yılında sığır ithalatı yapmış. 1935 yılında Türkiye tekrar sığır ithalatı yapmış. 1960’larda 1970’lerde bu ithalat devam etmiş. Hayvan ithalatı bizim başlattığımız bir uygulama değil. Bu dönemde koyun ve keçiye gerekli önem verilmeyerek sığırcılığa ağırlık verilmiş. Buna paralel olarak koyun ve keçi sayısı da giderek azalmış ve Türkiye etini, sütünü sığırcılıktan tedarik etmeye başlamış. Ama sığırcılığı yaparken de sütçü ırkı ithal etmiş, dişisini damızlık olarak kullanmış, erkeğini ise ete çevirmiş. Dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde böyle bir model yok. Dünyanın her yerinde sütü sütçü hayvandan eti etçi hayvandan alınır. Etçi ırkı geliştirmek için ithal hayvan getirilmiş. Angus diye sürekli tartışılan meselenin esası budur. Dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri bu ırkı almış ve kendi coğrafyasına göre bunu yaymış. Et konusunda sürekli Avrupa ile mukayese yapılıyor. Avrupalının yediği kırmızı etin yüzde 45’i domuz etidir. Mukayese yaptığımız zaman bu ölçüyü dikkate almamız gerekiyor. Türkiye’de böyle bir şey söz konusu değil. Ayrıca bu konuya paralel bizim ithal ettiğimiz hayvanların domuz etiyle beslendiği, hastalık taşıdığı şeklinde düşünceler dile getiriliyor. Bu iddia kesinlikle doğru değildir. Yaptığımız ithalat her türlü denetime açıktır. Bizim ithalatına izin verdiğimiz hayvanlar sağlıklı ülkelerden gelmek zorunda, yaşı 24 ayı geçmemek zorunda ve ayrıca bunların hepsi mera hayvanları. On yıldır Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde hayvansal orijinli, proteinli yemler yasaklandı. Dünyanın ticaret yapan hiçbir ülkesinde bu tür yemler zaten kullanılmıyor.

Gerek et politikamız, gerekse küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi için destekleme kapsamına alınması bizim temel stratejimizdir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa küçükbaş hayvancılığı destekleme kapsamına biz aldık. Bununla da doğru bir adım attığımızı düşünüyoruz. Başlangıçtan itibaren bugüne kadar sürekli aşağı seyreden küçükbaş hayvan sayısı, ilk defa birkaç yıl içerisinde yukarı doğru çıkmaya başladı. Bugün 32 milyon 300 bin kayıtlı küçükbaş hayvan varlığına ulaştık. 10 sene önce 31 milyona kadar düşmüştü. Şimdi biz bunu daha iyi bir noktaya getiriyoruz.

Buğdayda kendi ihtiyacımızı karşılıyoruz

Türkiye’nin buğday ihtiyacı 18 milyon ton civarındadır. Bunun içerisinde Türkiye’nin ekmeklik buğdayı, makarnalık buğdayı, tohumluk buğdayı ve yemlik buğdayı da var. Türkiye 18 milyon kaliteli buğday ürettiği zaman, Türkiye’nin başka bir ülkenin buğdayına ihtiyacı yok. Ama bunun yanı sıra Türkiye ticaret yapıyor. Ticaret yapan vatandaşlarımız bu buğdayı alıyor, işliyor ve ihraç ediyor. Bunun adı Türkiye’nin mecburiyetten dolayı ithalat yapması değildir. Bu bir hammaddedir. Türkiye’nin sanayicisi bunu hammadde olarak uluslar arası piyasalardan alır, işler ve bunu ihraç eder. Türkiye 2003-2012 arasında 22 milyon 800 bin ton ithalat yapmış. Aynı dönemde 28 milyon 600 bin ton ihraç etmiş. Biz göreve geldiğimiz zaman Türkiye un ihracatında dünya ülkeleri arasında sıralamada değildi. Yani ilk 10 ülkenin arasında değil, 14. sıradaydı. 2005’ten bu yana Türkiye un ihracatında ya 1. ya da 2. sırada. Nitekim geçen yıl birinci olduk. Makarnada şu anda dünya ikincisiyiz. 2011 yılında da Türkiye 1 milyon 985 bin ton buğday unu ihracatı ile dünyada birinci sırada yer aldı.

Şeker pancarında verim arttı

Türkiye’nin 2002 yılında şekerpancarı üretim miktarı 16 milyon 500 bin tondu. 2011 yılı üretimi ise 16 milyon 100 bin ton olarak gerçekleşti. Bu dönemde şeker pancarı veriminde artış olduğu gözleniyor. Aynı dönemde dekar başına verim 4 bin 436 kilogramdan 5 bin 425 kilograma çıktı. Bu verim artışı modern teknikler ve daha iyi sulama olanakları ile sağlandı.

Proje üretiminde TÜBİTAK’ın en iyi müşterisi tarım sektörü

Bakanlık olarak AR-GE çalışmalarına büyük önem veriyoruz. Bu konuda bakanlık bütçesini 11 milyon 300 bin liradan 151 milyon liraya çıkardık. En çok üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi AR-GE desteği. Toplam AR-GE için 651 milyon lira kaynak aktardık. Bütün araştırma enstitülerini özel sektöre ve üniversitelere açtık. Türkiye’nin birçok üniversitesi ile işbirliği yapıyoruz. Özel sektör bizim araştırma enstitülerimizin altyapısından istifade ediyor. Tarım Bakanlığı TÜBİTAK’ın kamu kuruluşları içerisindeki en büyük müşterisi. Kendi araştırma bütçemizin dışında, TÜBİTAK’ın AR-GE bütçesinden de en çok istifade eden bakanlık konumundayız.

İpek böcekçiliği destek kapsamında

İpek böcekçiliği destekleme kapsamında yer alıyor. Bu konuda hem ücretsiz ipek böceği tohumu dağıtıyoruz, hem de tohum için kutu başına ödeme yapıyoruz. Ayrıca alımlara destek veriyoruz. Türkiye’de potansiyeli olan bazı bölgelerde ipek böcekçiliğini yaygınlaştırma çalışmaları yapılıyor.

Yem-süt paritesi dünya ile aynı seviyede

Türkiye iklim ve yağış miktarı bakımından yem konusunda dezavantajlı konumdadır. Şu anda 1 kg süt 90 kuruş, 1kg süt yemi 80 kuruş. Parite şu anda 1.125’tir. Verilen süt primiyle paritenin 1.2’den aşağıya düşmesini engelliyoruz. Süt primi ödemeleri yıl bitiminde verilirken, biz şimdi 3 aylık dönemler halinde ödüyoruz. Bu sayede prim miktarlarında esnek davranarak oynama yapıyoruz. O dönemki maliyet hesaplarına göre primleri artırabiliyoruz. Bu sayede yem-süt paritesini 1.2’nin altına düşmesini engelleyemeye çalışıyoruz. Tüm dünyada parite 1.2’dir. Burada bir başka etken de süt üretiminin 8 milyon 500 bin tondan 15 milyon tona çıkmasıdır. Üretim artınca fiyatta değişim kaçınılmaz oluyor.

Saman ithalatı 461 ton

Saman ithalatına izin verilmesinden bu yana yapılan ithalat 461 ton civarında kaldı. Türkiye’nin yemde kullandığı saman miktarı 10 milyon tondur. Samanı besleyici değeri sıfırdır. Samanı hayvanı beslemek için vermezsin. Sadece mekanik tokluk oluştursun diye verirsin. Türkiye’nin 10 milyon ton üretimi zaten var ve bunu kullanıyor. Biz sadece sınır bölgelerinde Trakya’da veya Doğu Anadolu’da eğer üreticiler yakın mesafede bulabiliyorsa oralardan bunu getirebilsin diye düşündük. Onunla ilgili de birçok kurallar konuldu. Türkiye saman özel olarak üretiliyordu ve üretimden desteği kesildiği için üretilmiyor diye saman miktarı azalmadı. Sap saman miktarı nisan ayındaki bitkilerin kardeşlenme dönemindeki yağış miktarından kaynaklı bir azalma meydana geldi. Nitekim Türkiye’nin önceki yıllara göre buğday ve arpa üretiminde de azalma oldu. Bunun yanı sıra yem bitkileri ekim alanı 1 milyon 153 bin hektardan bizim verdiğimiz desteklerle 2 milyon 226 bin hektar alana çıktı. Bu yüzde 93’lük bir artış demektir.

Tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri kurulacak

Organize sanayi bölgeleri Sanayi Bakanlığı’na bağlıdır. Bu yıl tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri bizim bakanlığımıza devrediliyor. 2013 itibariyle organize hayvancılık bölgelerini veya tarıma dayalı organize sanayi bölgelerini Türkiye’nin ihtiyaçlarını dikkate almak suretiyle belirli bölgelerde kuracağız.

Küresel açlık endeksinde gelişmekte olan ülkeler arasında en başarılı ülkeyiz

Uluslar arası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün birkaç hafta önce 2012 Küresel açlık indeksi raporunu yayınladı. Bu rapor 1990-2012 döneminde Türkiye’nin küresel açlık indeksini yüzde 50’den fazla azaltarak, 15 ülke arasında Çin, Brezilya, Endonezya, Meksika gibi tarımsal potansiyeli yüksek olan ülkeleri geçerek en başarılı ülke olduğunu ortaya koydu. Raporda Türkiye’de küresel açlık indeksinin 1990 yılında 5.7, 2001 yılında 3.1, 2012 yılında 1.5’e düştüğünü söylüyor. Bu rapor yetersiz beslenen nüfusun toplam nüfusa oranı, 5 yaş altı çocuklarda normal ağırlığın altındakilerin oranı, 5 yaş altı çocuklarda ölüm oranı kriterlerine göre Türkiye’nin küresel açlık indeksinde gelişmekte olan 15 ülke arasında en büyük başarıyı sağlayan ülke olduğunu yayınladı.

Toplamda 14 milyon hektar arazi toplulaştırılacak

Türkiye 1961 yılında arazi toplulaştırma çalışmalarına başlamış. 2002’ye kadar 41 sene geçmiş. Bu süre içinde Türkiye’nin toplulaştırdığı arazi miktarı sadece 450 bin hektar. Yılda 10 bin hektar civarında. 2003’den sonraki süreçte 3 milyon hektar toplulaştırma yaptık. Devam etmekte olan 2 milyon hektar alan var. Dolayısıyla büyük bir hızla bitirmeye çalışıyoruz. Toplamda 14 milyon hektar arazi toplulaştırılacak. Toplulaştırma çalışmalarından bakanlık olarak ücret almıyoruz. Sadece intikal harçları var.

Prim ödemelerinin yüzde 80’ini yılın ilk altı ayında yapıyoruz

Prim ödemelerinin yüzde 80’ini yılın ilk altı ayında yapıyoruz. Bazı yıllarda bu yüzde 90 oluyor. Geri kalan kısmı da icmallerin gelmesiyle ilgili bir konudur.

Organik tarım üretim alanında yüzde 583 artış sağlandı

Türkiye’nin organik üretimi çeşit sayısında yüzde 50 artış sağlandı. Üretim alanında ise yüzde 583 artışla 650 bin hektara çıktı. Üretim miktarında da 310 bin tondan 1 milyon 600 bin tona çıktı. Organik üretim modern üretime göre pahalı bir üretimdir. Üretim miktarı pahalı olduğu için ücret ve fiyat ile ilişkilidir. Dünya baktığımız zaman, 2008 yılında başlayan global kriz olmasaydı dünyada organik tarım üretiminin 100 milyar dolara çıkması bekleniyordu. Ama öyle olmadı. Bunun aksine dünyada organik gıda pazarı beklenen gelişmeyi göstermedi. Çünkü insanların alım gücü düştü. Alım gücü düşünce daha yüksek fiyatlı organik ürüne olan talep azaldı ve bu da üretime yansıdı.

920 gıda mühendisi işe aldık

Gıda mühendisi sayısı 2002 tarihinde Tarım Bakanlığı genelinde 180 civarında idi. Şu an bakanlığımızda bin 103 gıda mühendisi çalışıyor. 920 gıda mühendisi bizim bakanlığımız döneminde işe alındı. Hem gıda mühendisi, hem de toplamda veteriner hekim ve ziraat mühendisi sayımız 15 bine ulaştı. Alım sürecini başlattığımız 2 bin 500 TARGEL personeliyle birlikte bu sayı daha da artacak.

OECD’nin Türkiye’nin tarımsal destekleme rakamlarına yaklaşımı

OECD’nin 2012 Tarım Politikaları İzleme Değerlendirme Raporu’nda, 2011 yılında tarıma verilen toplam desteğin GSYH’ye oranının OECD ülkelerinde yüzde 0.95 iken Türkiye’de yüzde 2.2 olduğunu söylüyor. Bu oran hesaplanırken, kredi sübvansiyonları, hayvancılık destekleri, doğal afet ile ilgili destekler, sulama amaçlı yapılan yatırımlar, çayır mera harcamaları, hayvan hastalıklarına karşı yapılan harcamalar, aşılama sübvansiyonları, pirimler, tarımla ilgili iç ve dış kaynaklı projeler, doğrudan gelir desteği, ÇATAK, altyapı yatırımları, telafi edici ödemeler, alternatif ürün destekleri, kırsal kalkınma yatırımları ve dolaylı yoldan yapılan transferler gibi 18 kalem göz önünde tutuluyor. OECD’nin bir ülkedeki tarımsal destekleme ölçüsü bu 18 kalemden oluşuyor. Bu 18 kalemdeki her şeyin tarım desteği olduğu kabul ediliyor. Bizim hesaplamalarımıza göre bu rakam yüzde 1.09’dur.

Türkiye’de GDO üretimi yasak

Türkiye’de GDO’lu ürün üretimi yasaktır ve hiçbir şekilde GDO’lu ürün üretimi yapılmıyor. Avrupa Birliği’nde (AB) ve gelişmiş ülkelerde yasaklanıyor gibi düşünceler dile getiriliyor. AB’de, EFSA isimli bir organizasyon var. Gıda dahil olmak üzere tüketimde GDO ile ilgili EFSA’ya başvuru yapılıyor. EFSA bu konuda rapor yazıyor, komisyon karar veriyor ve 27 ülkenin tamamı ona uymak mecburiyetinde. AB’de çok sayıda gen, hem gıda maddesi olarak hem de yem ham maddesi olarak kullanılıyor. ABD’de, Kanada’da, Latin Amerika ülkelerinde ve bazı Asya ülkelerinde de aynı şekilde. Biz Biyogüvenlik Kanunu çıkardık. Türkiye’de bunun üretilmesini yasakladık. Kaçak ekim olması mümkün değil. Biyogüvenlik Kurulu’na gelen iki madde var ve bunlar yem ham maddesi olan soya ve mısır. Bunlarla ilgili başvuru yapıldığı zaman Bilimsel Komite ve Biyogüvenlik Kurulu değerlendirme yapıyor. 4 tane risk açısından değerlendirip karar veriyor. Ama sadece yem ham maddesi olarak. Doğrudan gıda ürünü içinde kullanılması yasaktır. Bununla ilgili denetimler yapılıyor. Yakalandığında teşhir de dahil olmak üzere gerekli cezalar veriliyor.

Tütün Alkol Piyasası Denetleme Kurulu (TAPDK) kapatılıyor

TAPDK’nın kapatılması için Bakanlar Kurulu’na tasarı taslağı sunduk. Bakanlar Kurulu’nda kabul edildi. Yakın zamanda TBMM’ye gelecek. Bu kurulun görev alanındaki görevlerin büyük kısmı zaten bizim bakanlığımızın görev alanında. Bazı konular, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak. Bugün çıkan kararname ile kurula yeni atamalar oldu. Siz de bilirsiniz devlette boşluk olmaz. Kanun çıkana kadar kurulun görevini yürütmesi gerekiyor. Kurul üyelerinin görev süreleri bitmişti ve yeni atamaların yapılması gerekiyordu.

Tarım havzalarının haritasını çıkardık

Türkiye’nin bütün tarım alanlarının her 2 bin 500 metrekarelik alanına, toplam 528 milyon datanın uygulaması suretiyle bir bilgisayar modelinde geliştirildi. Türkiye’nin 30 tane tarım havzasının her birinde hangi ürün hangi verimlilik düzeyiyle yetiştirilebilir artık bunu biliyoruz. 17 tane de ürün şu anda bu modelle ilişkilendirildi. Bizim amacımız şimdi diğer tüm ürünleri bununla ilişkilendirmek. Bu modeli bütün alana verimlilik esasına göre kurmanın çabası içerisindeyiz. Destekleri de bununla ilişkilendirmeye çalışıyoruz.

Et Balık Kurumu (EBK) iddiaları gerçek dışı

EBK Diyarbakır Kombinası’nda yaşanan olayla ilgili hukuki süreç işliyor. Olayda adı geçen şahıs EBK Diyarbakır Kombinası’nda on seneden beri çalışan bir işçi. Bu şahıs kendi akrabaları başta olmak üzere birileriyle sahte imzayla para toplamış. Olaydan temmuz ayında haberimiz oldu. Hemen bunun teftişini yaptık. Bu şahıs açığa alınarak iş akdi feshedildi. Bu şahısla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunmuşuz. Bu şahıs şu anda tutukludur. Bu konuyu ortaya çıkardığı için bazı yetkililerin görev yeri değişikliği yapıldığı bilgisi de doğru değil. İki tane müdür muavini birbirleriyle kavga ettikleri, yapılan teftişte başka problemleri olması nedeniyle iki müdür muavinin birisi Bingöl’e, diğeri Erzurum’a gönderilmiş. Bu olayla ilgisi olmayan bir vakadır. Ayrıca yargıya intikal etmiş bir konu ve bu konuya ilişkin konuşan herkesin bilmesi gerekir ki bu kurumun hukukçuları ve bakanlığın hukukçuları haklarını savunacaktır. Bu milletin hakkının savunulmasıdır. Bu konu ile ilgili adım da atılmıştır. Konuya ilişkin cevap ve düzeltme yazılmış ve ilgili gazeteye gönderilmiştir. Bu şahsın şu anda kurumla hiçbir bağı yok.

Kaynak: tarim.gov.tr

Bir Cevap Yazın