Bakan Mehdi Eker

Bakan Mehdi EkerPlan ve Bütçe Komisyonumuzun Saygıdeğer Başkanı ve çok değerli üyeleri;
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2012 yılı Bütçe Tasarısı üzerinde görüşlerimi sunarken, tarım sektörünün genel yapısıyla ilgili sizlere kısa bilgiler arz edeceğim.

Advertisement

Sayın Başkan, değerli Milletvekilleri;
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının faaliyetleri sektör itibarıyla toplumun hem üretici hem de bütün tüketici kesimini ilgilendirmektedir. Diğer bir ifadeyle bu sektördeki faaliyetler hemen hemen hayatın bütün alanları ile ilişkilidir. Gelişmiş ekonomilerde, büyük ekonomik güce sahip ülkelerde,  tarım sektörünün genel ekonomi içerisindeki nispi payı azdır. Gerek istihdam ve millî gelir, gerekse ihracatta bu pay giderek azalmaktadır. Bu durum aslında bir gelişmişlik göstergesidir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinde çalışan 100 insanın 1-1,5’i, Avrupa Birliğinde ise çalışan 100 insanın 4-4,5’i tarımda çalışıyor.  Kalan kısım ise diğer sektörlerde çalışmaktadır.  Dolayısıyla, Türkiye’de de eskiden nüfusun büyük bir kısmı tarımda çalışırken,  bu oran giderek azalmaktadır.

Buna paralel olarak tarımın millî gelir içerisindeki nispi payı da giderek azalmaktadır. Zaman zaman tarımın millî gelir içerisindeki payının düşmesi ile ilgili tarım sektöründe durumun iyi olmadığına dair değerlendirmeler yapılmakla birlikte bu değerlendirmeler nispi olduğu için tek başına anlamlı değildir. Ayrıca ülkenin kalkınması ve gelişmesi açısından da bir şey ifade etmemektedir.

Bundan 9 sene önce Türkiye’de çalışan insanların yaklaşık %35’i, yani 100 tane insanın 35’i tarımda çalışıyor iken, bugün Türkiye’de çalışanların %25’ine tekabül eden yaklaşık 5,7 Milyon kişi tarım sektöründe çalışmaktadır.

Aynı şekilde bundan 9 sene önce Türkiye’nin milli geliri 230 Milyar dolardı. Millî gelir içerisinde tarımın payı %10,3 ve bunun parasal değeri ise 23,7 Milyar dolardı. 2010 yılında ise Türkiye’de tarımın millî gelir içerisindeki payının %8,4 olduğunu görüyoruz. Bu değerler oransal olarak mukayese edilir ise tarımın milli gelir içindeki payının azaldığı görülecektir. Ancak bu doğru bir karşılaştırma değildir. Türkiye’nin millî geliri 2010 yılında 734,9 Milyar dolara ulaşmış olup, bunun %8,4’ünü yani 61,8 Milyar Dolarını tarım oluşturmuştur. Yani tarımsal GSYİH 23,7 Milyar dolardan 61,8 Milyar dolara çıkmıştır. Bu değerler, tarım gibi alanı değişmeyen bir sektörde, daha az insanın daha çok ürettiğini ve verimliliğin arttığını bize göstermesi açısından önemlidir.

Yine 2002 yılında kişi başına tarımda gelir 1.000 dolar civarında iken, 2010 yılı itibarıyla 3.566 dolara çıkmıştır. Türkiye 23,7 Milyar dolarlık tarım hasılasına sahip iken, dünyada 190 küsur ülke içerisinde tarımsal ekonomik büyüklük açısından 11’inci sırada yer almakta idi. Bugün 61,8 Milyar 3 dolarlık tarım hasılasına sahip Türkiye dünyanın 7’nci büyük tarımsal gücü hâline gelmiştir. Ulaşılan bu nokta OECD’nin 2011 yılında yayınladığı raporda yer almaktadır. Türkiye’nin atladığı bu 4 basamakta yer alan ülkelerden üç tanesi Fransa, İspanya, İtalya gibi büyük Avrupa ülkeleridir. Bugün Dünya Bankasının şu anda internet sitesinde yayınladığı raporlarda ise Türkiye dünyanın 6’ncı büyük tarım ekonomisi olarak görülmektedir.

Tarım tabiat şartlarına bağlı bir alandır. Tarımın, tabiat şartlarına bağımlılığının azalması, bir anlamda tarımı daha ileri teknolojiyle buluşturmakla mümkün olabilmektedir. Tarım büyük ölçüde açık alanda yapılan bir faaliyet olup, coğrafi şartlardan da oldukça fazla etkilenmektedir.  Ama bütün bunlara rağmen Türkiye tarımı, şiddetli kuraklığın yaşandığı 2007 yılı hariç son 8 yılda aralıksız büyüme göstermiştir. Bu durum, tarım sektöründe artık tabiat şartlarına bağımlılığın giderek azaldığını ve teknolojik tarımın geliştiğini göstermesi açısından önemlidir. 2011 yılında yayınlanan ilk 6 aylık verilerine baktığımız zamanda tarımdaki büyümeyi yine açıkça görmekteyiz. Bilindiği üzere tarımda yılın ilk altı ayında faaliyetler oldukça düşük seviyede olup, daha çok yılın ikinci altı ayında yani hasat mevsiminde faaliyetler yoğunlaşmaktadır. Buna rağmen Türkiye tarım sektörü 2011 yılının ilk 6 ayında %6,8 oranında büyümüştür. Tarımsal ticarete baktığımız zaman da yine aynı gelişmeleri görmekteyiz. Türkiye’de 2002 yılında toplam tarım ürünü ihracatımızın 4 milyar dolar iken, 2010 yılında tarımsal ihracatın 12,7 Milyar dolara ulaştığını görüyoruz. Tarımsal ihracattaki bu önemli bir artışın yanında tarımsal ithalatta da artış vardır. Ancak Türkiye’deki ticaret sınıflandırmalarında tarım sektörünün esasen kullanmadığı, sanayinin daha çok kullandığı birtakım hammaddeler de tarımsal ithalat içerisinde görünmektedir. Örneğin, ham kauçuk, dokuma elyafı, işlenmemiş kösele, deri, kürk, mantar, odun, kereste, kâğıt hamuru gibi ürünlerin ithalatı tarımsal ithalat içerisinde yer almakta ancak ihracatı diğer sektörlerde görünmektedir. Yine lif pamuk ithal ediliyor ve ürüne dönüşerek ihraç ediliyor. İthalat aşmasında bu ürün tarım ürünleri içerisinde görünmekte iken, ihracatta 20 Milyar dolar civarında ihracatımızın olduğu tekstil sanayi sektörü içerisinde görünmektedir.

Bahsettiğim bu ürünler 2010 yılı rakamlarına göre tarımsal ithalat içerisinde 4,5 milyar dolarlık bir değere sahiptir. 2010 yılında toplam ithalat 12,9 Milyar dolar olup, bundan 4,5 Milyar doları çıkardığımızda Türkiye’nin tarım ve gıda ile ilgili net ithalatının 8,4 Milyar dolar olduğunu görmekteyiz. Bu durumda Türkiye’nin tarım dış ticaret fazlası 4,3 Milyar dolardır. Tarım sektörü bahsettiğim gibi tabiat şartlarına bağlı olması hasebiyle dünyanın her yerinde hassas ve stratejik bir sektör olmasının yanında ülkenin beslenme,  istihdam ve kalkınması için de önemli bir kaynaktır. Bu nedenle tarım desteklenmektedir. Hükümetlerimiz döneminde bizde tarımı destekledik ve destek miktarını önemli oranda artırdık. 4 2002 yılında Türkiye’de çiftçinin cebine net olarak ödenen destek miktarı toplamda 1 Milyar 868 Milyon TL iken,  2011 yılında yılsonu itibariyle bu miktar 6 Milyar 990 Milyon TL’yi bulmaktadır. 2011 yılı Ekim sonu itibarıyla ödenen destek miktarı ise 6 Milyar TL’dir. Son üç yıl içerisinde Ocak ayından itibaren yıl içerisindeki bütün destekler bir takvime bağlanmıştır.  Böylece hangi ay ne ödeneceği önceden ilan edilmekte ve destekleme ödemelerinin yaklaşık 90’ı yılın ilk 6 ayında yapılmaktadır.  Bunu uygulama 2009 yılından bu yana her sene gerçekleştirilmektedir. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’nin 2011 yılında Türkiye ile ilgili yayınladığı Raporda; üretici destek tahmininin OECD ülkelerinde ortalama %22, Türkiye’de ise %34 olduğu belirtilmiştir. Yine OECD Raporuna göre, tarıma verilen destek tahmininin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 0,85 iken, Türkiye’de %3,15 olduğu vurgulanmıştır. Bu rakamların hepsi Türkiye tarımında olan gelişmelerin bir göstergesidir. Ürün bazında baktığımız zaman da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Örneğin Türkiye’nin öteden beri arz açığı bulunan çeltik de Türkiye tükettiği pirincin yaklaşık %60’ını ithal ederdi.  Türkiye’de çeltik üretimi 2002 yılında 360 Bin ton iken, 2011 yılında  %150 artarak 900 Bin tona çıkmıştır. Aynı şeklide Türkiye’de tüketilen mısırın yarısı ithal edilirdi.  2002 yılında 2 Milyon 100 bin ton civarında olan mısır üretimi, 2011 yılında TÜİK’in birinci tahminine göre 4 Milyon 200 Bin tona ulaşmıştır. Ayçiçeği de 850 Bin tondan, 1 Milyon 364 Bin tona çıkmıştır. Buğdayda ekiliş alanı azalmasına rağmen verimlilikte önemli bir artış vardır. Yıldan yıla değişmekle birlikte tabiat şartlarına bağlı olarak bu yıl buğday üretiminin 21,8 Milyon ton olması beklenmektedir. Pamuk, dünyadaki fiyatların etkisi ve bir miktar üretim alanı azalmasına rağmen son zamanlarda yine artan ürünlerimiz arasındadır.  Aynı şekilde zeytin üretimi 2001-2002 döneminde 600 Bin ton dolaylarında iken, 2011’de 1 Milyon 750 Bin tona çıkmıştır.

Ülkemizin ihraç edilen geleneksel diğer ürünlerinde de yine ciddi oranlarda artışlar olduğunu görmekteyiz. Burada üretim alanı aynı olmasına karşılık üretimin önemli oranda artması verimlikteki artıştan kaynaklanmaktadır. Son 8 yılda verimlilik mısırda %73, kırmızı mercimekte  %68, ayçiçeğinde  %33, çeltikte  %45, pamukta  %27,1,  pancarda %23 oranında artmıştır. Meyve veriminde de yine önemli bir artış görüyoruz. Örneğin, toplam turunçgil üretimimiz 2002 yılında 2 Milyon 493 Bin ton iken, 2011 yılında 3,6 Milyon tona çıkmış ve verimde yüzde 27’lik, üretimde de yüzde 45’lik bir artış yaşanmıştır. Yine ihraç ürünlerimizden olan ve Türkiye’nin dünyada 1 numara olduğu kayısıda üretim %106, verim ise %15 oranında artmıştır. Aynı şekilde muz üretimimiz 95 Bin tonlardan 2010 yılında 210 Bin tona çıkmıştır.

Antepfıstığında üretim artmış olup,  2002’de 35 bin tondan, 2010 yılında 128 Bin tona yükselmiştir. Diğer bir önemli konu olan tohumculuktan da kısaca bahsetmek istiyorum.  Tohum Türkiye’de gerçekten üzerinde en çok spekülasyon yapılan konulardan bir tanesidir. Türkiye’de 2002 yılında toplam tohumluk üretimi 145 Bin ton iken, 2010 yılında 497 bin tona ulaşmıştır.  Türkiye’nin tohum üretimi  %243 atmıştır.  Bugün Türkiye tohum ihraç edebilecek bir konuma ulaşmıştır.  Türkiye’de 2002 yılında 8 Bin ton tohum ihracatı yapılırken şu anda yaklaşık 30 Bin ton ihracat yapılmaktadır. Türkiye’de elbette ki tohum ithalatı var ama ihracatında çok büyük bir artış vardır. Tohum ihracat geliri 2002-2010 döneminde 17 Milyon Dolardan, 94 Milyon Dolara çıkmıştır. Türkiye’deki ekmeklik buğday tohumunun %95’i Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının uzmanlarının geliştirdiği çeşitlerdir. Makarnalık buğdayın  %98’i, arpa çeşitlerinin  %99’u, çeltik çeşitlerinin  %100’ü, nohut çeşitlerinin  %100’ü, mercimek çeşitlerinin  %100’ü,  fiğin %57’si, tüylü fiğin  %100’ü, koca fiğin  %100’ü, Macar fiğinin  %83’ü, korunganın  %100’ü, yoncanın %20’si yine Bakanlığın uzmanlarının geliştirdiği çeşitlerdir. Toplam tescilli çeşit sayımız 73 türden 2010 yılı itibariyle 1.844 çıkmış olup, bunun 880 tanesi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının uzmanları tarafından, 864 tanesi özel sektör tarafından geliştirilmiştir. Ancak özel sektörün geliştirdiği çeşitler orijinal çeşitler olmayıp, bunlar adaptasyon, yani Türkiye’nin şartlarına uydurulmuş çeşitlerdir. Üniversitelerin payı ise maalesef sadece yüzde 5 civarındadır.

Hayvancılıkla ilgili olarak sizlere bazı bilgiler vermek istiyorum. 2002 yılında Türkiye’de toplam sığır sayısı 9 Milyon 800 bin civarında iken, 2010 yılında 11 Milyon 366 Bin’e ulaşmıştır.  Sayısal artışın yanında burada önemli olan nokta kültür ırkına dönüşümdür. Esas büyük değişim bu konuda yaşanmıştır. 2002 yılında Türkiye’deki sığır varlığının sadece 1 Milyon 859 bini kültür ırkı iken, 2010 yılında bu rakam 4 Milyon 197 bine çıkmıştır. Oransal olarak ise 2002 yılında %18,9 iken bugün %37’ye çıkmıştır. Tabiatıyla yerli ırklardan oluşan hayvanların gerek süt verimi, gerek et verimi düşüktür.  Bu dönüşümle birlikte üretimde ve verimde önemli artışlar yaşanmış ve bu artışlar değişimin de bir göstergesi olmuştur.   Türkiye, 2002 yılında 8,4 Milyon ton civarında süt üretirken bugün 13,6 Milyon ton süt üretimine ulaşmıştır. 2002 yılında Türkiye’de soy kütüğüne kayıtlı hayvan sayısı 178 Bin’dir. Yani Türkiye’nin sığır sayısının sadece 178 Bini soy kütüğüne kayıtlıdır. 2011 yılında ise bu rakam 2 Milyon 682 bine çıkmıştır. “Ön soy kütüğü” dediğimiz yani saf ırk sertifikasına sahip sığır varlığı da 764 binden, 3 Milyon 485 bine çıkmıştır. Dolayısıyla toplam sığır varlığı içerisinde soy kütüğü ve ön soy kütüğüne kayıt durumu itibarıyla baktığımızda büyük bir gelişme olduğunu görüyoruz. Yine bir hayvandan elde edilen et verimi yani sığırlar için ortalama karkas ağırlığı 184 kilogramdan 216 kilograma çıkmıştır.  Mevsimsel şartlara veya sanayinin tüketimine bağlı olarak zaman zaman, özellikle ilkbaharda süt fiyatlarında düşme meydana gelmektedir. Bu soruna yönelik olarak, ihtiyaç olan süt tozunun tamamının Türkiye içinden karşılanması ve bunun desteklenmesi gibi 6 birçok projeyi biz hayata geçirdik. İlave bir tedbir olarak, 2012 yılında okul sütü projesini de hayata geçireceğiz. Yine, et ve süt piyasasının düzenlenmesi, 61’inci Hükûmetin programında ve Acil Eylem Planı’nda da yer alan bir önemli husustur. Özellikle sütte ve ette piyasa düzenlemesi ile ilgili regülasyon görevi görecek bir kurum oluşturuluyor. Et ve Balık Kurumunun zaten etle ilgili birtakım görevleri var, onları yapıyor ama buna ilave olarak sütü de bu kapsama alıp, bu çerçevede yeni bir kurum oluşturuyoruz. Böylece gerek üretici gerekse tüketici bu durumdan mağdur olmayacak ve fiyat dalgalanmalarından olumsuz bir şekilde etkilenmeyecek. Türkiye’de aslında hayvancılığın profesyonelleştiğini ve giderek ölçek ekonomisine daha çok yaklaştığını göstermesi açısından çok önemli bir rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’de içinde 50’den fazla büyükbaş hayvan bulunan işletme sayısı, 2002 de 4.300 iken, bugün yaklaşık 24 Bine çıkmıştır.  Bu gösterge bile Türkiye’deki hayvan varlığının gerçekte çok hızla profesyonelleştiğini ve ölçek ekonomisine doğru gittiğini bize göstermektedir.

Bakanlığımızın önemli faaliyet alanlarından bir tanesi de kırsal kalkınmadır. Bakanlığımızca kırsal alandaki vatandaşlarımızın hayatının kolaylaştırılması, tarımsal veya hayvansal üretim faaliyetleri içerisinde bulunurken bunu hem daha teknolojik yapmaları, daha çok makine ekipman kullanmaları hem de üretilen tarımsal veya hayvansal ürünlerinaynı zamanda işlenmesi, paketlenmesi, ambalajlanmasıyla ilgili tesislerin kurulmasına yönelik yatırımlar desteklenmektedir. 2006 yılında başlattığımız Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi ile bugüne kadar bitkisel üretimden hayvansal üretime, alternatif enerjili seradan modern soğuk hava depolarına kadar toplam 3.155 tane projeyi tamamladık. 13 projemiz ise devam ediyor. Diğer bir deyişler bu proje ile Türkiye’ye 3.155 tane tarıma dayalı sanayi tesisi kazandırdık. Bu projelere 567 Milyon TL hibe desteği verildi ve 30 binden fazla kişiye istihdam sağlandı. Proje 2015 yılına kadar da bu devam edecektir. Proje kapsamında 600 Bin TL limitle %50 hibe desteği verilmektedir. Bu kapsamdaki diğer bir proje ise 2007 yılında başlatılan Makine-Ekipman Yatırımlarının Desteklenmesi projesidir. Bu proje ile çiftçinin kullandığı 35 çeşit makine-ekipmana %50 hibe desteği verilmektedir.  Bugüne kadar 78 bin civarında proje desteklenmiş ve 349 Milyon TL hibe ödenmiştir. Bu projeler bundan sonraki süreçte de devam edecektir. Bu destekler içerisinde özellikle damla sulama ve yağmurlama sulama sistemleri de desteklenmektedir. Sulamaya yönelik bu destekler ve sıfır faizli kredi ile bugüne kadar basınçlı sulama sistemine kavuşan alan 3 Milyon 450 Bin dekara ulaşmıştır. Sulamada eğer çiftçilerimiz toplu bir sistem yapıyorlarsa, bu yatırımlarında hibe oranımız %50 değil %75’e yükselmektedir. Bildiğiniz gibi Türkiye su zengini değil su fakiri bir ülkedir. Dolayısıyla bu suyun en tasarruflu şekilde kullanılması hem toprağın verimliliği hem de muhafazası açısından son derece de önemlidir.  Bu nedenle sulamaya özel önem verilmektedir. Toplamda Kırsal kalkınma yatırımları kapsamında makine-ekipman ve sulama dahil 916 Milyon TL hibe desteği verilmiştir. Verilen hibeye ilaveten yapılan yatırımlar da hesaba katılınca toplamda 2,5-3 Milyar TL’lik tarıma dayalı sanayi yatırımı söz konusudur. Bu yatırımlar hem istihdamın hem de diğer sanayi sektörlerinin harekete geçirilmesi, mobilize edilmesi açısından son derece önemlidir. Bunun yanında Avrupa Birliğinin aday ülkelere katılım öncesi sağladığı yardımlar içinde yer alan kırsal kalkınma bileşeni kapsamında ilk olarak 20, ikinci fazda ise bunlara ilaveten 22 il olmak üzere toplamda 42 il ‘de kırsal kalkınma yatırımları desteklenecektir. Ülkemize tahsis edilen 874 Milyon Avro hibe desteği kırsal kalkınma faaliyetlerinde kullanılacaktır. Bu destek AB tarafından sağlanmakta olup, desteklenecek ilerde bu kapsamda AB tarafından belirlenmiştir. Ancak Bakanlığımız ve Hükümetimizin imkânlarıyla bu kapsamdaki yatırımları iller bazında dengeleyeceğiz. Yani 42 il dışındaki diğer illerimiz de kırsal kalkınma desteklerinden mahrum bırakılmayacaktır.

Önümüzdeki dönemde hedeflediğimiz çalışmalar hakkında da çok kısa bilgiler arz etmek istiyorum. Türkiye’nin tarımsal altyapıyla ilgili önemli temel sorunlardan birisi arazilerin bölünmesidir. Türkiye’de ortalama işletme büyüklüğü 55-60 dekar civarındadır ve her birisi ortalama 7 parselden oluşmaktadır. 3 Milyon 100 Bin işletme olduğunu düşündüğümüzde bu 22 Milyon tarım parseline denk gelmektedir. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir durum yoktur. Avrupa Birliğinde 27 ülkenin ortalaması 17,5 hektar,  yani 175 dekardır. Bu konuda uzun zamandır çalışıyoruz ve şu ana kadar çözüm için bazı düzenlemeleri hayata geçirdik. Bu kapsamda önceden tarım arazileri 1 dekara kadar bölünebilirken, yaptığımız düzenleme ile şu anda 20 dekarın altına bölünemiyor. Ancak bu soruna kalıcı çözüm getirecek ve bölünmeyi bütünüyle mirasa konu olmaktan çıkaracak bir düzenleme yapıyoruz. Bu konu Hükûmet programında ve Eylem Planı’nda yer alıyor. Bakanlık olarak ilgili STK’lar, üniversiteler ve bakanlıklarla birlikte bir çalışma yapılmaktadır.  Bu çalışmalar neticesinde oldukça vahim bir noktaya gelmiş bu soruna çözüm bulunacaktır. Önümüzdeki dönemde bu konuya ilişkin hukuki düzenlemeler yapılacak ve hayata geçirilecektir. Diğer bir konu ise bölünmüş mevcut yapının düzeltilmesi yani toplulaştırılmasıdır. Bu kapsamda büyük bir hamle yapılmış, önemli adımlar atılmıştır. Şu anda GAP bölgesinde 2 Milyon 100 Bin hektar alanda toplulaştırma çalışmaları devam ediyor.  2012 yılı sonu itibariyle bu çalışmaların tamamlanması planlanmıştır. Bunun dışında, diğer bölgelerde de 1 Milyon hektar alanda toplulaştırma çalışmaları Hükûmetimiz döneminde başlayıp bitirilmiştir. Dolayısıyla 3 Milyon hektar 2012 sonu itibarıyla tamamlanmış olacaktır. Ancak geride hâlâ 10 Milyon hektarlık bir alan vardır. 61’inci Hükûmetin programında DAP ve KOP illerinde toplulaştırma çalışmaları yine Eylem Planı içerisinde yer almakta olup, bu illerin bitirilmesi ve kaynak teminiyle birlikte geri kalan alanlarda ise çalışmaların başlatılmasını hedeflemekteyiz. Yine gelecek dönemde tarım ürünlerinde piyasa düzenleme mekanizmalarıyla ilgili yapılanmalar tamamlanacaktır. Hayvan hastalıklarıyla mücadele konusunda atılan önemli adımlarla Trakya’ya şap hastalığından arilik statüye kazandırılmış ve Cumhuriyet tarihimizde bir ilk gerçekleşmiştir. Şimdi bunun ikinci aşaması olarak bu statünün Marmara Bölgesi’ne ve doğuya doğru kaydırılması yönünde çalışmalar yapmaktayız. Daha önce Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen ve şu anda bakanlığımıza devredilen tarım ve hayvancılığa dayalı ihtisas üretim bölgelerinin kurulması konusunda yasal süreç tamamlanmış olup gelecek dönemde bu konuda çalışmalar yapılacaktır.  Bundan sonraki süreç içerisinde tarım ve hayvancılığa dayalı ihtisas üretim bölgeleri kurulacaktır. Tarımsal örgütlenmeyle yapısının etkinleştirilmesi yönünde de gelecek dönemde önemli çalışmalar yapılacaktır. Bakanlığımın 2012 yılı bütçe tasarısı ile ilgili kısa bilgiler verip konuşmamı tamamlayacağım. Bakanlığımın 2012 yılı bütçe tasarısı uygun görürseniz toplam 10 Milyar 484 Milyon TL’dir. Bunun
* 2 Milyar 241 Milyon TL’si, %21,4’ü cari giderler,
* 7 Milyar 334 Milyon TL’si, %70’i cari transferlerdir. Bunun içerisinde çiftçiye ödediğimiz destekler de yer almaktadır.
* 908 Milyon TL’si, %8,6’sı ise sermaye giderleri, sermaye transferi ve borç vermedir.

Bütçe tasarımız geçen yıla göre ortalama  %20 oranında bir artış öngörüyor. Bu artış özellikle enflasyon ve diğer hususları dikkate alındığında önemli bir artıştır. Transfer bütçemizin yaklaşık 7,2 Milyar TL’si de tarımsal desteklemeler için kullanılacaktır. Son olarak 2023 vizyonumuzdan bahsetmek istiyorum.  2023’te vizyonumuz;  tarımsal ekonomik büyüklük açısından dünyanın ilk 5 ülkesi içerisinde yer alan, 150 Milyar dolar tarımsal hasılaya, 40 Milyar dolar tarım ihracatına sahip, büyümesini devam ettiren bir tarım sektörüdür. Bütün projelerimizi ve hedeflerimizi bu vizona ulaşmak için ortaya koyuyor ve şekillendiriyoruz. Tarım çok geniş bir konu ve geniş bir alanı kapsıyor. O nedenle mümkün olduğunca genel konular hakkında bilgi vermeye çalıştım. Hepinize saygılarımı sunuyorum.

MEHMET MEHDİ EKER
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı
14/11/2011

Bir Cevap Yazın